Skip to main content

BÜYÜKADA

Prens Adaları’nın Taç Noktası

Şehre Dakikalar,
Bambaşka Bir Dünya

Çam kokulu yollar. Denize açılan yemyeşil patikalar. Marmara’nın üzerinde yükselen manastırlar. Büyükada, İstanbul göz önündeyken bile ondan tamamen uzak hissettirir.

Nesiller Boyunca İlham Veren Bir Ada

Yüzyıllardır yazarları, gezginleri ve aristokratları kendine çeken bir yer. Justinianus döneminde bir imparatorluk inzivası. Osmanlı döneminde seçkinlerin yaz kaçamağı. Daha sonra Leon Troçki’nin yalnızlık içinde yazdığı, Edward VIII ve Wallis Simpson’ın gözlerden uzak zaman geçirdiği bir buluşma noktası. Büyükada, her dönemde farklı hayatlara ev sahipliği yaptı.

İstanbul’un Başka Bir Ritmi

Yakıtlı araçların olmadığı bu adada hava daha hafif, daha berraktır. Geçmişin katmanları, sinagoglar, kiliseler ve camilerde yan yana varlığını sürdürür. Liman çevresinde hayat her zamanki gibi akar: restoranlar, alışıldık ritüeller, kendi ritminde ilerleyen bir yaşam. Büyükada, bir miras gibi varlığını sürdürür. Hem bir varış noktası, hem bir kaçış.
Stone farmhouse at Tenuta Ceccatelli surrounded by gardens and rolling Tuscan hills

Bir Belle Époque Zamanı

Levantin, Osmanlı ve Yahudi topluluklarının izleriyle şekillenen ada, bir yaşam kültürü yarattı. Köşklerin salonlarında akşamlar uzar, sohbetler geceye taşardı. Büyükada, bir zamanlar yaşamın bir sanat olarak yaşandığı yerdi. Bu miras bugün hâlâ Ada’nın her anında hissedilir.

BAŞKA BİR ZAMANIN İZLERİ

Çam ormanlarının üzerinde yükselen Bizans manastırları. İnce işçilikli Osmanlı köşkleri. Tarihi Rum Ortodoks kiliseleri. Keşfedilmeyi bekleyen tarihi değerler, adanın her köşesinde saklı.

Suyun Kıyısına Yolculuk

İstanbul’un tarihi yarımadasının hemen ötesinde, Büyükada’ya yapılan yolculuk her zaman Ada’nın hikayesinin bir parçası olmuştur. Dragos İskelesi’nden başlayan geçiş, Marmara’nın üzerinden ilerler. Ve sizi, özel iskelenin beklediği noktaya ulaştırır.

Yakın.

Ama her şeyi değiştirecek kadar uzak.