Skip to main content

BÜYÜKADA’DA BAŞLAYAN
BİR HİKÂYE

Hikâyemiz

Uzun Zamandır
Sevilen Bir Ada

Büyükada, Prens Adaları’nın en köklü ve en güçlü hafızaya sahip olanıdır. Yüzyıllar boyunca İstanbul’un keyifli kaçış noktası oldu. Osmanlı saray çevresi. Avrupalı gezginler. Şairler ve entelektüeller. Hepsi bu adaya geldi ve çoğu planladığından daha uzun kaldı. O his hâlâ burada. Ağaçlarla çevrili yollarında. Sahili boyunca uzanan yaşamında. Ve kendiliğinden gelen bir misafirperverlik anlayışında. Princes’ Palace Resort, bu hikâyenin devamıdır.

Zaman İçinde Bir Hikâye

1872. Marmara kıyısında, özel bir ada konutu olarak başlar. 1885’e gelindiğinde, Perikles Fotiadis’in tasarımı ve Yorgo Simota’nın ustalığıyla, denize bakan görkemli bir köşk yükselir. 1908’de mülk, Osmanlı ordusunun Topçu Komutanı Mustafa Zeki Paşa’ya geçer. Böylece adanın en seçkin yapıları arasındaki yerini pekiştirir. Yıllar sonra, 1989’da köşk birinci derece tarihi eser olarak tescillenir. Büyükada’nın en değerli kültürel miraslarından biri haline gelir. Sonra, sessizlik. 1999 İzmit Depremi yapıyı ağır şekilde etkiler. Ardından çıkan yangınla birlikte geriye yalnızca izler kalır. Yirmi yılı aşkın bir süre boyunca, köşk olduğu gibi kalır.

Ta ki yeniden
hayat bulana kadar.

Bir Aile,
Bir Yaşam Biçimi

Princes’ Palace Resort’un hikâyesi, Akdağ ailesinin hikâyesiyle iç içe ilerler. Türkiye’de nesiller boyunca hem sanayiye hem de kültürel yaşama yön veren bu aile, yalnızca bir yapı değil, bir yaşam anlayışı inşa etti. Bu yaklaşımın merkezinde, vizyonu iş dünyasının ötesine uzanan Dr. Eng. Erdoğan M. Akdağ yer alır. Eğitim, sağlık ve kültürel miras alanlarında bıraktığı iz, Erdoğan Akdağ Eğitim Vakfı aracılığıyla kalıcı bir değer haline geldi. Eşi Serpil Hanım ile birlikte, sanat, misafirperverlik ve bir araya gelme kültürü etrafında şekillenen bir yaşam kurguladılar. Bugün o ruh hâlâ hissedilir. EMA’s Dining Room, bu mirasa zarif bir gönderme olarak onun baş harflerini taşır.

BELLE ÉPOQUE YAŞAMININ
ZARAFETİN VE BULUŞMA
GELENEĞİNİN DEVAM ETTİĞİ YER.

Yeniden Doğan Bir Miras

Dr. Bahri Akdağ’ın vizyonuyla şekillenen proje, The Leading Hotels of the World temsilcisi Daniela Giannetti ve eski Kempinski Hotels CEO’su Ralf von Plettenberg’in rehberliğinde gelişti. Akdağ Köşkü’nün aslına sadık kalarak yeniden inşa edilmesiyle birlikte, Princes’ Palace Resort bugün Doğu Akdeniz’in en özenle kurgulanmış miras odaklı konaklama destinasyonlarından biri olarak konumlanır. Zamansız bir karakter. Kalıcı bir iz. Ve kendi içinde bütünleşen bir hikâye.
Bu Hikâyeyi
Şekillendiren Yıllar

1872

Ada Yaşamının Başlangıcı
Marmara’ya bakan özel bir konut olarak kurulur.

1885

Denizin Üzerinde Yükselen Köşk
Perikles Fotiadis’in tasarımıyla inşa edilir, Yorgo Simota tarafından hayata geçirilir.

1908

Osmanlı Dönemi
Mülkiyet, Osmanlı Ordusu’nun Topçu Birliği Komutanı Mustafa Zeki Paşa’ya geçer; köşk, Büyükada’nın en seçkin mülkleri arasında yer alır.

1989

Tescillenen Bir Miras
Birinci derece tarihi eser olarak tescillenen köşk, bugün tanınmış bir simge ve Büyükada’nın mimari ile kültürel dokusunda belirleyici bir unsur olarak öne çıkar.

2016

Yeniden Doğuş
Ada üzerindeki mülkün edinilmesinin ardından, Akdağ ailesi Princes’ Palace Resort’un temelini oluşturacak kapsamlı ve titiz bir restorasyon sürecini başlatır. Bu süreç, uluslararası ölçekte önde gelen uzmanlardan oluşan bir ekibi bir araya getirir. Mimar Nezih Tekinel’in yönlendirmesiyle Akdağ Köşkü’nün yeniden inşası başlar. Yapının oranları, malzeme dili ve bulunduğu bağlam, adanın mimari karakterine sadık kalınarak özenle yeniden ele alınır. Kültürel mirası çağdaş tasarımla yorumlama konusundaki uluslararası yaklaşımıyla tanınan Zeynep Fadıllıoğlu’nun imzasını taşıyan iç mekânlar, hafıza ile modernite arasında dengeli bir bağ kurar. BLINK Design Group’tan Clint Nagata tarafından kurgulanan resort, mimari ve iç mekânların kesintisiz bir akışla birbirine bağlandığı bütüncül bir mekânsal deneyim olarak şekillenir. EDSA imzasını taşıyan peyzaj, deneyimin ayrılmaz bir parçasıdır. Bahçeler, yürüyüş yolları ve açık manzaralar, adanın doğal dokusuna incelikle işlenmiştir. Aydınlatma ise KLD’den Martin Klaassen’in yönlendirmesiyle kurgulanır; gün ışığından geceye uzanan bu geçiş, mekânın atmosferini derinleştirir ve yüzeylerin dokusunu ortaya çıkarır.

Büyükada’nın Altın Çağına Bir Saygı

Bir zamanlar yaşamın ritmini belirleyen o günler, yeniden hayat buluyor. Bugün Büyükada’nın karakteri hâlâ hissedili; gölgelik bahçelerinde, denize açılan teraslarında ve Akdağ Köşkü’nün tarihi salonlarında. Ada yaşamını tanımlayan her şey, özenle yeniden yorumlanarak bugüne taşındı.
Stone farmhouse at Tenuta Ceccatelli surrounded by gardens and rolling Tuscan hills

Devam Eden Bir Hikâye

Akdağ ailesi, yeni nesille birlikte Princes’ Palace Resort’u sanat, gastronomi ve misafirperverliğe duydukları ortak tutku etrafında şekillendirmeyi sürdürür. Bu hikâyenin merkezinde, vizyonuyla bu özel mülkü bugünkü haline taşıyan Bahri Akdağ yer alır. Eşi Sevgi Hanım’ın çiçeklere ve mevsimsel yaşama duyduğu ilgi ise bahçelerde ve misafirlerin karşılanış biçiminde kendini zarifçe hissettirir. Oğulları Berk, denizle kurduğu doğal bağla resortun yat deneyimlerine ve müzikal kurgusuna yön verir. Kızları Mina ise çağdaş bir perspektif getirir. Küratöryel yaklaşımı sanat koleksiyonunda hissedilirken, wellbeing’e olan bakışı Anim Wellbeing’de sunulan deneyimlere yansır. Bugün, onların rehberliğinde Princes’ Palace Resort, aile yönetiminde bir destinasyon olarak varlığını sürdürür.

Miras ile çağdaş zarafet yan yana ilerler.

Karşılama ise her zaman kişisel, zahmetsiz ve içtendir.